BRİTANYA’NIN FİLİSTİN’DEKİ YÖNETİMİ YASAL MIYDI?
Britanya’nın Filistin’deki hâkimiyetine ilişkin özel bir anlatı, 1947 yılında Birleşmiş Milletler’de yürütülen Filistin konusundaki tartışmalara yön vermiştir. Bu anlatı, kimse tarafından tek bir belgede derlenmediği gibi, mevcut literatürde de bu adla anılmaz. Anlatının bazı unsurları Britanya Hükümeti tarafından kurgulanmış ve teşvik edilmiştir. Diğerleri ise Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasını amaçlayan bir hareketin destekçileri tarafından yapılan eklemeler ve süslemelerdir. Her hâlükârda bu anlatı, bölgedeki çatışmanın başlangıcından bugüne dek, Filistin meselesinin uluslararası alanda ele alınış biçiminin merkezinde yer almıştır. Metin boyunca kolayca ayırt edilebilmesi için bu anlatıdan büyük harfle, “Anlatı (A)” olarak bahsedeceğiz.
Hâkim Anlatıya göre, I. Dünya Savaşı esnasında İngiliz Ordusu Filistin’i Osmanlı İmparatorluğu’ndan almak üzereyken, Britanya bölgede bir Yahudi devleti kurulmasını destekleme kararı almıştır. Bu kararlılık, 1917’de Dışişleri Bakanı A. J. Balfour’un imzasıyla gönderilen bir mektupta beyan edilmiştir. Bu mektup, sonradan Balfour Deklarasyonu olarak anılmaya başlamıştır. Deklarasyon, Britanya’nın dünyadaki Yahudi halkına yönelik bağlayıcı bir taahhüdü niteliğindeydi. Savaşın sonunda, Yahudi devletinin kurulmasını savunan Siyonist Örgüt, Yahudi haklarının uluslararası alanda kabul gördüğünün bir işareti olarak, kendi tezlerini sunmak üzere Paris Barış Konferansı’na davet edilmiştir. Paris Barış Konferansı’nda kurulan Milletler Cemiyeti, Osmanlı İmparatorluğu’ndan alınan toprakların, Cemiyet denetiminde ve “manda” adı verilen bir rejim altında yönetilmesini kararlaştırmıştır. Britanya’nın müttefikleri Britanya’nın Filistin’de hüküm sürmesi gerektiğine karar verdikten sonra, Milletler Cemiyeti Filistin’i bu manda rejimine dahil etmiştir. Britanya’nın Filistin’deki hukuki statüsü hem Milletler Cemiyeti tarafından onaylanmış hem de Türkiye ile akdedilen bir barış antlaşmasıyla ayrıca teyit edilmiştir.
Anlatı şu şekilde devam etmektedir: Britanya ile Milletler Cemiyeti arasındaki mutabakat, Britanya’yanın Balfour Deklarasyonu’nu uygulamasını zorunlu kılan Filistin Mandası adlı bir belgeyle resmiyet kazanmıştır. Bu manda belgesinin hükümleri uyarınca Filistin Britanya’ya bırakılmış, Yahudi halkının Filistin üzerindeki hakkı ise uluslararası toplum tarafından resmen tasdik edilmiştir. Cemiyet, Britanya’ya bir manda vererek Balfour Deklarasyonu’nu onaylamış ve Yahudilerin toprak haklarını güvence altına almıştır. Manda belgesi, hem Milletler Cemiyetini hem de genel olarak uluslararası toplumu bağlayan bir antlaşma niteliğindeydi. II. Dünya Savaşı’nın ardından Birleşmiş Milletler, BM Şartı’ndaki özel bir hükümle, Filistin’deki Yahudilerin toprak haklarını teyit etmiş ve bu hakların devamlılığını sağlamıştır. Böylelikle, BM Genel Kurulu’nun bir Yahudi devleti kurulması yönündeki tavsiyesine ve İsrail adını alacak devletin bağımsızlık ilanına hukuki bir zemin sağlanmıştır.
Bu Anlatı, yirmi birinci yüzyılda dahi, Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasının hukuki temelini oluşturduğu teziyle öne sürülmektedir. İsrailliler ve Filistinliler arasında süregelen çatışmaya çözüm arayan hükümetler de bu Anlatı’yı geçerli bir dayanak olarak kabul etmektedir. Bu çerçevede, Filistinlilerin kendi kaderini tayin ve egemenlik iddiaları, uluslararası toplumun 1920’li yıllarda Yahudi halkına karşı üstlenildiği kabul edilen bir yükümlülük referans alınarak değerlendirilmektedir.
Ancak bu Anlatı gerçekliğe dayanmamaktadır. Fiilen yaşananlar ışığında, bu Anlatının sorgulanamayacak tek bir noktası dahi yoktur. Balfour Deklarasyonu, Britanya’nın kendisini belirli bir eylem planına bağlama niyetini yansıtmıyordu. Belge, Yahudi haklarını ilan etmek amacıyla değil, Almanya’nın kendi Yahudi nüfusunun savaş düzenine olan sadakatini pekiştirmek adına attığı adımlara karşı bir hamle olarak yayımlanmıştır. Paris Barış Konferansı, Siyonist Örgüt’ü kamuoyuna bir beyanda bulunmaya davet etmiş, ancak örgütün amaçlarını tasdik etmemiştir. Milletler Cemiyeti, Britanya’yı Filistin’i yönetmesi için atamadığı gibi, kendisine orada bölgesel ya da başka herhangi bir hak da tanımamıştır. Britanya’nın müttefiklerini Balfour Deklarasyonu’nu onaylamaya ikna etme çabaları geri çevrilmişti. Britanya, Filistin’deki yönetimi için bir taslak hazırlayarak onay için Milletler Cemiyetine sunmuştur. Ancak Cemiyet, Britanya’nın kendi manda sistemi altında hüküm sürebilmesi için öncelikle Filistin üzerinde egemenlik haklarına sahip olması gerektiğini bildirmiştir. Egemenlik ise Osmanlı Devleti’ne aitti. Britanya üç yıl boyunca Osmanlı Devleti’nden egemenlik haklarını devralmaya çalışmış, ancak başarılı olamamıştır. Milletler Cemiyeti Konseyi, Britanya’nın manda belgesindeki şartları onaylasa da Britanya’nın Filistin’i yöneteceği koşulları tasdik etme yetkisine sahip değildi.
Türkiye nihayet bir barış antlaşmasını kabul ettiğinde Britanya’ya egemenlik devretmeyi reddetmiş; bu nedenle de Britanya, Filistin’i yönetme hakkını hiçbir zaman elde edememiştir. Milletler Cemiyeti, Yahudilerin Filistin üzerindeki hak iddialarını destekleyen bir kanaat bildirmemiştir. Keza, Yahudi halkına tanınmış olabilecek muhtemel hakların Britanya tarafından hayata geçirilmesini şart koşma gibi bir amaç taşımamıştır. Britanya ise, Cemiyet ile yapmış olduğu hiçbir mutabakatı kendisi açısından hukuken bağlayıcı addetmemiştir. Britanya’nın manda belgesi halihazırda iki temel nedenden ötürü Cemiyetin manda rejimine yönelik şartlarıyla çelişmekteydi; bunun birinci nedeni, belgenin Filistin’de yerli bir merkezi yönetim otoritesinin kurulmasına izin verilmemesi, ikinci nedeni ise, yönetimi üstlenecek dış gücün seçilmesinde Filistin halkının görüşüne başvurulmamış olmasıydı. Bu nedenlerle belgenin herhangi bir hukuki geçerliliği bulunmuyordu. Milletler Cemiyeti döneminde Yahudi haklarına yönelik herhangi bir uluslararası onayın bulunmayışı, Birleşmiş Milletler dönemine devredilecek bu tür hakların mevcut olmadığı anlamına gelmekteydi. Dolayısıyla, Filistin’deki çoğunluk nüfusunun temel hakları, Britanya’nın atmış olduğu hiçbir adımdan etkilenmeden varlığını sürdürmüştür.
Ortadoğu Vakfı, Ortadoğu ile ilgili sosyal, ekonomik, kültürel, siyasi ve diğer alanlarda faaliyetler yürütmek ve çalışmaları desteklemek amacı ile 2015 yılında Ankara’da kurulmuştur.